Sevmek kelimesi bu kadar yetersizken
Aşk üç harften ibaret ve acizken
Yollarına menekşeler, güller değil de
Dağarcığımı serdim, sözlerimi hece hece
Ardına bile bakmadın…
Ve ben!
Koşarken peşinden
Topladım kirpiklerimle
Yaktım her birini, bir bir! Bir gecede
----------Çığlıklarım kalakaldı cebimde
Duymadın!
Acılar giyindim bu gün üzerime
En sevdiğin kırmızı elbisem yerine
Hani özlenen, beklenen yoksa yanında
İçinde fırtınalar, boranlar kopar da
Talan olur ya dünyan, göçer başına
Gidecek yer yok, umutlar puslu yarınlarda
--------------------Umut gözden uzaklarda!
“Nerde öteki yarım” der, inler gönül dilin
Kulakların duymaz, gözlerin görmez olur
Kalbin atmaktan
Gündüzler gece
Geceler sabah olmaktan yorulur…
Bir de bakarsın
Bazen huysuz, bazen narin
Gözyaşlarını silen
Rüzgâr bile yorulur…
Boş böğründe sancılar yoğrulur…
------------Devinim, çaresizliğin olur
(Şiir yorulur…)
Susuz, soluksuz geçerken yazlar
“Dur yıllarım, bekle gençliğim!
Bu sana ‘İlk’ serzenişim” diye koşsan da ardından
Uzanıp giden yollar yorulur
Sebepsiz yağınca yağmur
Bulutlar için için kahrolur
Islanır mor kanatlı kelebeğim
Ecele göz kırpışı ve çırpınışı
------------------ Anlamsız olur
“Bir ben yorulmam!
Seni sevmekten, seni beklemekten ve seni düşünmekten…”
Demek isterken…
Ehh hayat! Ne diyeyim sana
En sonunda…
Mezarımı kendime kazdırdın
Başlığında “aşk” olan, beyaz kâğıda…
Ölümü yazdırdın!
şair: necla alptekin
SOL YANIM ACIYOR ANNE
Merhaba anne, yine ben geldim
Merak etme okuldan çıktım da geldim.
Anneler de babalar gibi merak eder mi bilmiyorum ama,
Ali “okula gitmezsem annem çok kızar merak eder”
demişti de onun için söylüyorum.
Geçen hafta öğretmen sağ elimde sarımsak,
sol elimde soğan dedirte dedirte
Öğretti sağımı solumu.
Ben biliyorum artık anne, sağım neresi solum neresi,
Ağrıyan yanımın neresi olduğunu şimdi iyi biliyorum anne…
Hani geçen geldiğimde, şuram acıyor, şuram işte demiştim de,
Bir türlü söyleyememiştim ya acıyan yanımı anne,
Bak şimdi söylüyorum.
Şuram işte sol yanım çok acıyor anne,
Hem de her gün acıyor anne, her gün…
Dün sabah annesi Ayşe’nin saçlarını örmüştü.
Elinden tutup okula getirdi.
Yakası da danteldi. Zil çalınca öptü, hadi yavrum sınıfa dedi…
Bende ağladım… Ağladım işte utanmadım.
Öğretmen ne oldu dedi. Düştüm dizim çok acıyor dedim.
Yalan söyledim anne,
Dizim acımıyordu ama, sol yanım çok acıyordu anne!
Bu gün bende saçım örülsün istedim.
Babam ördü ama onunki gibi olmadı.
Dantel yaka istedim, babam ben bilmem ki kızım dedi
Bari okula sen götür dedim.
Kızım iş dedi. Bende bana ne dedim ağladım.
Kızım ekmek dedi babam.
Sustum ama , okula giderken yine ağladım anne.
Ha bide sol yanım yine çok acıdı anne…
Herkesin çorapları bembeyaz, benimkiler gri gibi.
Zeynep “annem beyazlara renkli çamaşır katmadan yıkıyormuş” dedi.
Babam hepsini birlikte yıkıyor,
babam çamaşır yıkamasını bilmiyor mu anne?
Of babam, her gün domates peynir koyuyor beslenmeme.
Üzülmesin diye söylemiyorum ama,
Arkadaşlarım her gün kurabiye, börek, pasta getiriyor.
E biliyorum babam pasta yapmasını bilmez anne.
Hava kararıyor, ben gideyim anne,
Babam bilmiyor kaçıp kaçıp sana geldiğimi?
Duyarsa kızmaz ama, çok üzülür biliyorum.
Kim bozuyor toprağını, çiçeklerini kim koparıyor!
izin verme anne, ne olur toprağına el sürdürme!
Eve gidince aklıma geliyor, bide bunun için ağlıyorum anne.
Bak kavanoz yanımda, toprağından bir avuç daha alayım.
Biliyor musun anne, her gelişimde aldığım topraklarını,
Şu kavanozda biriktirdim,
üzerine de resmini yapıştırıp baş ucuma koydum.
Her sabah onu öpüyor, kokluyorum.
Kimseye söyleme ama anne, bazen de konuşuyorum onunla.
Ne yapayım seni çok özlüyorum anne.
Ha unutmadan! Öğretmen yarın
anneyi anlatan bir yazı yazacaksınız dedi.
Ben babama yazdıracağım,
öğretmen anlarsa çok kızar ama, bana ne,
Kızarsa kızsın. Ben seni hiç görmedim ki, neyi nasıl anlatacağım anne,
Senin adın geçince, sol yanım acıyor anne, Hiçbir şey yutamıyorum.
Bazen de dayanamayıp ağlıyorum. Kağıda da böyle yazamam ya anne.
Ben gidiyorum anne, Toprağını öpeyim, sende rüyama gel beni öp,
Mutlaka gel anne. Sen rüyama gelmeyince,
sol yanımın acısıyla uyanıyorum anne
Sol yanım açıyor anne. İşte tam şurası,
Sol yanım… Çok acıyor anne.
Seni çok özledim, çok...anne...
Kürt Kızı
Leyla sen Kürt kızı!
Sen barış annesi,
Sen zindanlar mahkûmu
O kıdemli tutsak.!
Demir parmaklıklar arasında
Yarınlara umutla bakan
Diriliş tohumu
Gözbebeklerinden
Kirpiklerine süzülen ışınlar
Süzme süzme aktı yüreklere
Nil kadar…
Sonrada öğrendiğin o şirin
O güzel Türkçeye
Kendi dilinden sevda yükledin
Çok haykırdın alanlarda ‘‘ barış’’ diye
Barışa zincir vurdular
Barışa kurşun sıktılar hainler
Şimdi savaşa koşuyorlar!
Kıydılar özgürlüğe
O güzelimi sevdanı kirlettiler
Barışı katlettiler
Şimdi bir halkı yok ediliyor,
Tüketiliyor azar azar!!!
Yarınlara az kala
Şu yüce dağlarda
Yiğitlerin kızıl direnişi!
Halen bitmemiş umutları
Bitmeyen sevdaları kavgaları var
Etrafta
O alışık olmadığımız beyazlar
Beyazlar içinde askerler
O garip giysiler tuhaf
Askerlere sanki kefen
Türk ve Kürt gençleri
Ölüyorlar her yerde tabutlar
Ağlayan anneler,bacılar!
Bölgede tank,top,uçaklar
Apoletlilerin tuzu kuru
Generallerde emir ferman
Başbakanlar yükünü almış
Villaları ve yatları var
Amerika’da oğulları,çocukları
Asıl vatanları orası.
Leyla sen Kürt kızı
Mezopotamya gülü
Ülke yanıyor boydan boya
Tüm yürekler yaralı
Kürt ve Türk kardeşler
Sokaklarda milyonlar!
Barış için coplanan insanlar var
Ey bacım bu ülkenin sosyalisti
Karış karış bölünmüyor bu vatan
Satılık ve satılıyor bu vatan!
Biz şimdi bir zor savaştayız
Ölen Kürt ölen Türk
Hepsi bu ülkenin insani
Leyla Kürt kızı!
Hakkında nice davalar
Mahkemeler,idam kararları
Sende yine umut var
Sen yine meydanlarda
Sen Kürdistan dağlarında
Barış için canlı kalkan
Sen yine ülkenin her yerinde
‘‘ Barış,aştî’’diye haykırıyorsun
Kör olmuş gözler
Ve sağır kulaklar yanlı bir medya var
Duymuyorlar sen görmüyorlar..
Bu halklar kandırılıyor
Yalan dolan haberler
Kardeş kardeşi öldürüyor!
Vatan bölünmüyor
İnsanlar tükeniyor
Kürtler birer birer
Leyla özgürlük sevdalısı
Sen inadına inadına
Tüm düşmanlara karşın
Yüreğinde sevgi gülleri
Ellerinde barış güvercinleri
Bakışlarında halen tükenmeyen
O kızıl güneş
Akıyor kirpiklerinde süzme süzme
Dost ve kardeşliğe
Savaşlara hayır diyen diline
Selâm ola selâm olsun.
Ben bir kürdüm; var olan tarihi yazılamaya kahkahalarla işkence tezgahlarından geçirilen......
Ben bir kürdüm; kimliği ile birlikte insan olduğu bile inkar edilen ana rahminde bile faşizmin acımasız kurşununa hedef olan....
Ben bir kürdüm; özgürlük sevdasından, karşı cinse aşkın ne olduğunu bilmeyen azadi ve aşiti sözcüğünü söylediğinde bütün kan kokan gözleri üzerine çeken.....
Ben bir kürdüm; gülüşü engellenen evlatları dağlarda kahramanca çarpışan......
Ben bir kürdüm; cansız bedeni düşmana korku salan, sevdayı kanla yazan.....
Ben bir kürdüm; insanca yaşamak ve yaşatmak için bedel ödeyen bir ateş yakabilmek için onlarca insanı öldürülen
Ben bir kürdüm; tecavüzlere uğrayan,parçalanmış cesedine hakaretker yağdırılan ölüdrülmesi doğal karşılanan.......... .....
Ben bir kürdüm; yoksullukla yaşayan açlığa mahkum olan özgürlüğü verilmek istenmeyen.........
Ben bir kürdüm; en mutlu anı sarı kırmız yeşil bayrağıyla süslenmiş tabutun yanı başında özgürlük sloganı atmak olan......
Ben bir kürdüm; 12 yaşındaki çocuğu 13 kurşunla öldürülen bileklerine zincir vurulan............. .....
Ben bir kürdüm; çocuklarının çıplak ayakları ve yırtık elbiseleriyle dev panzerlere zafer işareti yapan cesaretiyle dünyaya sesini duyuran
Ben bir kürdüm; kürtçe yaşayıp kürtçe ölmek isteyen dağlara sevdalalan.....
Ben bir kürdüm; doğacak olan güneşi karartılmak istenen karanlığa direnen........
Ben bir kürdüm; göz yaşları okyanusları taşıran evalat acısını yüreğinin derinlğinde hisseden
Ben bir kürdüm; cezaevlerine tıka basa doldurulan tecritlere maruz kalan....
Ben bir kürdüm; ölümle sevişin ecelle kolkola gezen alacakaranlığı aydınlatmak isteyen
Ben bir kürdüm; kurtuluşunun direnişle geleceğine inanan her türlü bedele hazır olan
Ben bir kürdüm; Viranşehirin gresirt köyünde doğan. kürt halkının onursal kavgasında yer almak isteyen ...
Ben bir kürdüm; herşeye rağmen umutla yaşayan herşeye rağmen gülmesini bilen herşeye rağmen direnen herşeye rağmen sosyalizm diyen
BEN BİR KÜRDÜM; YAŞASIN HALKLARIN KARDEŞİLĞİ DİYE BAĞIRAN
Bedirhan GÖKÇE
Sana Geldim AMEDİM!!!
[/b][b]
gözlerim kan olup aktı kutsal dağlarıma
bedenimden eriyen can,serhıldan oldu
küçük generallerin yüreğinde.
Kurşun bedenimden korktuda
kahpelikler ihanet oldu sevdama
Amedim
toprağında can oldum
yine sana geldim yanan bedenimle
diclemde yıkanmaya geldim
kanımla tükürmeye geldim soysuzun yüzüne
Tanınmaz haldeyim bilirim
analar tanır yarattığı yüreği
ahuramazdanın ruhuyla geldim çünkü
Toprağım sığarmı bedenime dedin çığlık çığlığa
amedim yiğit şehrim
halepçenin beş bin parçasıyla donatılmıştı çünkü eksik kalan yanlarım
sana geldim
emanetindim çünkü senin
Eriyen bedenim acıtmasın diye yüreğimi
ateş oldun alçakların bedeninde
hayallerimin büyüdüğü sokaklarında
agit oldun mazlum oldun 14 gerilla oldun
yanan sesim
eriyen bedenim oldun
insanlık utandı sessizliğinden
sana geldim gözün arkada kalmasın
benim gözüm orda kaldı,onurlu dağlarımda
sana yüreğimi,
dicleme gözyaşlarımı,
küçük generallerime büyüttüğüm hayallerimi getirdim
Gözlerim orda aktı kutsal dağlarıma
orda aktıda kahpelikler boğulsun diye
yoldaşlarımın yolu açık olsun diye
amedim
sana geldim
emanetindim çünkü senin
acımıyor yanan bedenim
acıtmıyor yüreğimi erimiş yanlarım
acıyan paramparça umutlarım ,dört parça kürdistanım
Sana geldim amedim
küllerimde sakladığım tarihimi getirdim
mezopotamyanın isyanını
Çağdaş kawa olup akmaya geldim küçük generallerimin yüreğine
Paramparça bedenimde özenle sakladım özgürlüğü
başkanıma gönderesin diye
göğsüme kazınan vahşeti
dünyaya haykırasın diye
Damarlarımda direnen kanımı
soysuzun yüzüne tüküresin diye.
Amedim iki gözüm
senide gözlerimde saklamıştım
onurlu dağlarımda bıraktım
yoldaşlarımın umudu,
başkentimsin diye.
sana geldim amedim
emanetiniz senin
emanetindir yüreği bedenine sığmayan KÜRDİSTAN ÇOCUKLARI
akşam erken iner mapushaneye-ahmet arif
[/size][/color][/b][b][color=#0000FF][size=large]
akşam
erken iner mapushaneye
--------------------------------------------------------
Akşam erken iner mahpushaneye.
Ejderha olsan kar etmez.
Ne kavgada ustalığın,
Ne de çatal yürek civan oluşun.
Kar etmez, inceden içine dolan,
Alıp götüren hasrete.
Akşam erken iner mahpushaneye.
İner, yedi kol demiri,
Yedi kapıya.
Birden, ağlamaklı olur bahçe.
Karşıda, duvar dibinde,
Üç dal gece sefası,
Üç kök hercai menekşe...
Aynı korkunç sevdadadır
Gökte bulut, dalda kaysı.
Başlar koymağa hapislik.
Karanlık can sıkıntısı...
"Kürdün Gelini"ni söyler maltada biri,
Bense volta'dayım ranza dibinde
Ve hep olmayacak şeyler kurarım,
Gülünç, acemi, çocuksu...
Vurulsam kaybolsam derim,
Çırılçıplak, bir kavgada,
Erkekçe olsun isterim,
Dostluk da, düşmanlık da.
Hiçbiri olmaz halbuki,
Geçer süngüler namluya.
Başlar gece devriyesi jandarmaların...
Hırsla çakarım kibriti,
İlk nefeste yarılanır cıgaram,
Bir duman alırım, dolu,
Bir duman, kendimi öldüresiye,
Biliyorum, "sen de mi?" diyeceksin,
Ama akşam erken iniyor mahpushaneye.
Ve dışarda delikanlı bir bahar,
Seviyorum seni,
Çıldırasıya...
Ahmed ARİF
*MUTLU OLMA ŞANSI*
Hayat bize mutlu olma şansı vermedi sevgili
biz kendimizden başka herkesin üzüntüsünü üzüntümüz, acısını
acımız yaptık çünkü.
Dünyanın öbür ucunda hiç tanımadığımız bir insanın gözyaşı bile
içimizi parçaladı.
Kedilere ağladık, kuşların yasını tuttuk...
Yüreğimizin zayıflığı kimi zaman hayat karşısında bizi zayıf yaptı.
Aslında ne güzel şeydir insanın insana yanması sevgili...
Ne güzeldir bilmediğin birinin derdine üzülebilmek ve çare aramak.
Ben bütün hayatımda hep üzüldüm, hep yandım.
Yaşamak ne güzeldir be sevgili...
Sevinerek, severek, sevilerek, düşünerek...
Ve o vazgeçilmez sancılarını duyarak hayatın...
Yılmaz Güney
* KÖPRÜ*
Sevgili
yetmiyor 'sevgili' sözü
tek başına. Karşılamıyor
içimi dolduran duyguyu.
Oysa ben 'sevgili'
derken neler
düşünüyorum bilsen.
Sonsuz, bir güneş
bir yudum rakı
çiçeğe durmuş ince bir
bahar dalı
oğlumun sıcak yanağı
anamın acılı gözleri
babamın tütün kokan eli
evimizdeki kuş
yarının güzel günleri.
Anlatılması güç binlerce
duygu ve sen...
İşte sen
beni hayata bağlayan
en güzel köprüsün;
köprülerin en güzelisin.
Sevgilim... Güzelim...
İnsanı yaşatan
içimizdeki hayat böceğidir.
O ölürse
hayatımızın da tadı biter.
O sakın ölmesin
yaşat onu.
Yılmaz Güney